Cuma, Mart 01, 2019

Çocuk Kitapları Çocukları Nasıl Şekillendirir?

Dirilen Şehir-Jules Romains
dirilen şehir- jules romains
13/04/2019
Bu yazımda, bir çok kitabını okuduğum hiç eleştirecek bir konusunu bulamadığım bir şairin çocukluk yıllarında etkilendiği bir düşünce üzerine bir yazı yazacağım. Aşağıdaki radyo yayınından doğumdan sonra kitapların ne kadar önemli olduğunu anlatıyor mutlaka dinleyin.


Müslüman olmak

Elim kalem, kitap tutalı yabancı yazarlara hep seviyeli durmuşumdur. Yerli yazarlara da çok yakın durduğum söylenemez. Onlarda yabancı yazarların iyisini alıp kötüsünü bırakan tarafta olmaları sebebiyledir.

Bir konuda bir şeyler söyleyeceksek öncelikle onu kimin açısından olup olmadığını ayırmak gerekecektir.
Müslüman,
Müslüman olmayan kesim,

Yazılarımızda konuları müslüman kesim açısından değerlendirir, analiz yapar, yorumlarız.

Şöyle kesin bir ayrım vardır.
Fikir, düşünce, filozof, bilim adamı gibi sıfatlara sahip kimselerin hangi zümreden olduklarına bakmadan peşlerinden gitmenin doğru olmayacağına inanırım.

Sorulunca söylenen-İSMET ÖZEL kitabı s.68;
"Bütün bunlar yürürlükteki toplum düzeni içindeki yerimizi, kendi kaynaklarımız olan Kur'an ve Sünnet'in bize verdiği yeri anlamamaktan doğan çarpıklıklardır".

Bir zaman Alman bir yazarın (Peter Lauster) kitabını okuduğum ve üzerimde bıraktığı etki ile deneyimlerim bu çerçevededir.
Her ne kadar bilimsel alanda çalışmalar yaptığını söyleyen bir kimsenin çalışmalarında inancı ile kurduğu varsayımların izi olacaktır. Yapılan işi etkileyecektir.
Bilim ve fikir üreten insan olması nedeni ile bu kaçınılmazdır. Bu nedenle bu sıfatlara sahip insanların düşüncelerinin hangi inanç çerçevesinde şekillendirdiğine bakmak öncelikli olmalıdır.
Bilim, akademik alanda yazılmış bir çok yayını incelediğimizde bilim insanlarının ürettiklerinde inançlarının izlerini taşıdığını yazılıdır.

İlahi bir güç tarafından bir yere bir şeyler sabitlenmiştir ve oradan neşet eden bilgi kesinlikle doğru olmaktadır. Müslümanın görevi ise bu sabiti gözü gibi korumak ve onu iyi takip etmektir.

Elbette ki müslüman olmayanı dışlamak, ötekileştirmek gibi bir amacımız olmadığını belirtmek isterim. Bu kadar açıklamanın amacı müslümanın hangi yolu takip etmesi gerektiğini seçmesi üzerinedir. Yoksa yanlış yolda ilerlemesi an meselesidir.

Kitaplarında bu cümleye rastlamakla birlikte "Sorulunca söylenen" kitabında bir röportajında karşılaşınca konu hakkında yazı yazmak istedim.

Sorulunca söylenen-İSMET ÖZEL kitabı s.50;
"Gençliğimde beni en çok etkileyen sözlerden birini sana aktarayım; Dirilen şehir'de geçen bir sözdü: "Midesine indirdiği her lokmanın karşılığını topluma vermeyen kişi o toplumda asal
aktır". Bu beni 16-17 yaşlarında çok etkilemişti, bu etkiyi hala üzerimde taşıyorum. İnsanla tip tip. Her görüşteki insanlar arasında söylediğim tipte insanlar bulabilirsin. Ortada bir haksızlık var, sizin için iki seçenek var: Ya bu haksızlığı siz yapacaksınız veyahut bu haksızlığa uğrayacaksınız. İnsanlar iki tavırdan birini seçiyorlar:
  1. Haksızlığa uğramaktansa haksızlığı ben yapayım diyenler,
  2. Yapmaktansa haksızlığa uğrayayım diyenler.
Ben haksızlığı kendim işleyeceğime, haksızlığa uğramayı tercih eden tarafta yer aldım.

Yazar İsmet Özel şu zamanlarda 75 yaşındadır. Gençlik yıllarında etkisinde kaldığı bir cümle ve hayatının kalanını da etkileyen bir düşünce kendi hayatını nasıl etkilemiştir?

Diriliş şehri kitabını ben okumadım en kısa zamanda tedarik edip okuyacağım. Kitapta konu nasıl anlatılıyor nasıl geçiyor orasını bilmiyorum.

İslam düşüncesinde bir toplumun değerleri nasıl üretilir ve nasıl dağıtılır konusu önemlidir. Yukarıdaki düşünceden etkilenen şairin Faydasız randevu kitabında yazdığı en son yazı olan VERESİYİMİZ YOKTUR yazısı da kendisine aittir.
İşte islam düşüncesinde üretilen değerlerin tamamı topluma aittir. Onların paylaşımında müslümanlar arasında eşitsizlik, adaletsizlik yoktur. Bu demek değildir ki ideal komünist, sosyalist düzen gelsin.
Öyle bir şey elbette ki olamaz. Fakat toplum içinde insanlar kazançlarından tasadduk, zekat, sadaka adı altında yardıma muhtaç insanlara el uzatırlar.
Bu olaylar toplumun sigortasıdır fakat sigorta kimin yararına kullanılacaktır sorusu önemli bir sorudur. Zenginin daha zengin olmasına hizmet edecekse o bir gavur düzeni olacaktır.
Yapılan yardımlar ise ibadet olmayacaktır. Bu gibi konuların tespitinde sonuca bakmak gerekecektir.

***

 Çocukluk ve gençlik dönemlerimde 1-2 çocuk kitabı ve gençlerin okuması gereken kitaplardan okumuşluğum vardır. Fakat nedense kitaplarda anlatılan konularda ideolojik bir yönlendirme olduğunu hissetmemle bu kitaplara olan ilgim bitmiştir.
Bir çocuk ve gençlik kitabı olacaksa bilimsel anlamda çocukların ve gençlerin muhakeme yeteneklerini geliştirecek yayınlar yapmalıdır.
İdeoloji neye ait olursa olsun kesinlikle çocukların ve gençlerin dimağları bunlar ile doldurulmamalıdır.

Elbette içinde yaşadığımız topraklar belirli ideolojilerin sayesinde elimizde bulunmaktadır. Bunları bilmemenin elimizden gideceği korkusunu başımızda olanlar her seferinde tekrarlamaktadır.
Böyle bir şeyin olmadığını her muhakeme sahibi insan bilir. Türk milletinin tek sıkıntısı içinden çıkan bilimi yaşatacak gücü kendinde bulamamasıdır. Kendini rahatlığa, tembelliğe, kafa konforuna salmış bir millet elbette bunda geri kalacaktır.
İnanç konusunu üretim, para, düşünce dışında tutunca ancak bir güce ulaşabileceğini zanneden gayri müslim toplumların, müslim toplumlara yaptığı baskıyı izliyoruz.
Bu nasıl aşılacak?
Yine yukarıda s.68 deki cümlenin devamında aynen şunlar yazmaktadır;
"Bir "Müslim" olarak ben müslümanların kendi teknolojilerini kurup kuramayacakları sorunun bir hayatı göze alıp alamayacakları konusundaki karara, bu kararın uygulamadaki biçimine bağlı olduğu görüşündeyim".

Teknoloji üretmek bilim-teknikle yapılan özünde matematik-geometri olan inançlar bağlantılı olmayan konulardır. Yani bilimin sonuçlarını uygulayanın dini etkilemez.
Felsefe ile uğraşanlar bu konular hakkında uzunca düşünmüş, yazılar yazmışlar.
İnanç konusuna cephe alınmadan bilimin geliştirilemeyeceğine inanmışlar.
Bu olaylar elbette ki hristiyan dünyasında cereyan etmektedir. Bilimi, din adamlarının araçlarından (sihir, büyü, simya) gibi araçlarından kurtararak insanlığın sorunlarına bilim ile cevap bulmanın doğru olacağına inanmışlar. Bu konu hakkında ayrıca bir yazı yazacağız.
Din olarak hristiyanlık ile islam aynı kefeye konulup değerlendirilmektedir. İşte bilim insanının yaptığı en büyük hata buradan gelmektedir.
Başlangıçta bilim insanı hristiyan (İsevi) hurafelerine karşı ayaklanma başlatırken, islam camiası da ezberci bir düşünce ile islama karşı aynı tutumu sergilemektedir.
Oysa ki islamda en başından beri (sihir, büyü, simya) yoktur. Neden böyle bir cephe alınma ihtiyacı doğmuştur? sorusu önemlidir.

Elbette ki bilimin gelişmesinde kasıtlı olarak engeller konulmuştur diyebiliriz. Bazı kontroller ve engeller olmasa bilim bugün geldiği noktada daha ilerilerde olabilecektir.
Bunu şöyle bir soru ile aydınlatabiliriz.
Madem bilim evrensel bir değer neden dünyanın her yerinde aynı şekilde gelişmemiştir?
Japonya, Çin ile Afrika milletlerinin kullandıkları bilim-teknik neden aynı değildir?
İşte burada çeşitli müdahaleleri görebiliriz.
Milletlerin usulca biyolojik silahlar ile yok edilmesi bunlara örnektir.
 ***

Çocuk kitapları hakkında bir deneyimimi yazarak yazımı sonlandıracağım.

Gülten Dayıoğlu-Akıllı Pireler kitabını okumuştum.
Bu kitabı kısa zamanda okuyup bitirdiğimi hatırlıyorum.
Kitabı kısaca özetlemek gerekirse;
Açıkca anlatılanlar pirelerin hayvanlar üzerinde yaşantılarını, yaptıkları seyahatleri, gördüklerini, anlatıyor. Pirelerin hayvanlar üzerinde gezerken kendi sınıfından arkadaşları ile yeniden karşılaşmalarını dostluklarını anlatıyor.
Pireler üzerinden insanların hayatlarına atıflar yaparak iğnelemeler yapıyordu. O zamanlarda kitapta anlatılan konulardaki arka planda anlatılmak istenenleri anlamamıştım.
Geçenlerde kitabı buldum ve yeniden okudum.
Şimdiki aklımla okuduğumda arka planda bir ideolojinin aşılandığını fark ettim.
Ulus devlet bilincinden, demokrasiye kadar bir çok konu üzerinde durulmuş. İnsanların birbirine karşı yaptığı haksızlıklardan tutun, dedikodulara kadar bir çok konuya değinmiş.
Kitabı yıllar sonra yeniden okuduğumda çocukluk ve gençlik kitaplarının yetişkinlerin ideolojilerine yaklaştırmaya odaklı yazıldıklarını fark ettim. Yani orada yazanlar çocukluktan öğrenildiğinde yetişkinlik dönemine gelindiğinde sonuçlarını verecekti.

Bu gibi kitapların daha çok çocukları-gençlere bilim ile uğraşma isteğini verecek şekilde yazılmasını düşünürüm. Oysa bugün hakim olan ideolojinin yarın var olacağının hiçbir garantisi yoktur.
İnsanlar bir dünya vatandaşı olarak yetiştirilmesi gerektiğine inananlardanım.

Eğitim hayatım boyunca en sıkıntı aldığım konulardan bir tanesi de kaynak yetersizliğiydi. Bizim zamanımızda internet gençlik dönemlerimizin başlangıcına denk geldi.
O zamanlarda interneti yeni öğrenen, ondan nasıl yararlanabileceğini araştırdığımız zamanlardı.
Fikirlerin geliştirilmesi için sağlam bir araç olarak kullanmamız elimizdeki kaynaklar ile imkansızdı.

Neden Türkiye'den Facebook veya Youtube çıkmadı? sorusunun cevabını burada bulabilirsiniz.
Biz internetin ne olduğunu anlamaya başladığımızda Facebook kurulmuştu.

Bizim zamanımızda kütüphaneler vardı, onlar hala var. O zamanlarda katı kuralları vardı. Dışarı okumak için kitap verilmezdi. Şimdi veriliyor. Hatta internet ortamına taşındı kitapların hangi kütüphanede olduklarını bile takip edebiliyorsunuz.

***

Youtube'de bir Youtuber'in konuşmasını dinlemiştim. İngilizcenin metinleri dinleyerek okumanın ingilizce öğrenmeyi kolaylaştırdığından bahsediyordu. Bu yöntemi daha önce hiç denememiştim. Kendi çabamla İngilizce öğrenmeye çalıştım. Bunu da en kısa zamanda gerekli kaynakları edinerek yapacağım. Gelişsin İngiliçcemiz.
***

Türkiye'de internetin gelişiminin hangi işaretle olduğunu merak edenler araştırabilir. Türkiye'de bir oluşumun arkasında devlet olmazsa o oluşum halk tarafından desteklenmez. Şüphe ile yaklaşılır.
Böyle düşünceler internetin yaygınlaşması ile kayboldu gitti. Artık internette kullanılan araçları insanlar artık sorgulamadan kullanıyor.
Kendi verilerine ne derece gizlendiği konularında hiç soru sormuyor?
Sorsa bile cevabını arayamıyor, verilen cevabın yeterli olup olmadığını bile bilmiyor.

İşin farklı bir boyutu ise kullanılan araçların tamamı bir bulut sisteminde ve yapay zekalara emanettir.
İnsanların ellerine yüklü bir servet olan cihazlar veriliyor ve bu uygulamaların kullanılması isteniyor.
İnsanlar nasıl çalıştığını, nasıl üretildiğini bilmediği cihazlara binlerce lira verip alıyorlar.
Gerçekten enteresan.
Sonra bu insanlar Çiftlikbank gibi uygulamalar tarafından dolandırılıyor. Bu cihazları üreten bir millet olsak böyle olaylar gerçekleşebilir mi?

Bazı basit kazanç sağlama düşünceleri var ve büyük bir çoğunluk bu düşüncelerin peşinden gidiyor.
  • Kısa yoldan zengin olmak,
  • Arkasına geçmeyeceği eşşeğin boynuna torba asmamak,
  • Üçkağıtçılık,
Bu gibi konuların etrafında Türkiye ekonomisi dönüp duruyor.
12/2018 döneminden itibaren Türkiye ekonomik büyüme gerçekleştiremez duruma geçti.
Bu demektir ki büyüme gerçekleştirememek. Yani hiç büyümemek, büyüme oranının sıfır olması.
Buna ekonomi dilinde durgunluk deniliyor.
Bunun yanında her zaman için gerçekleşen bir enflasyon vardır ki durgunlukla birleşince durgunluk içinde enflasyon olacaktı yani stagflasyon.
Stagflasyonun etkisi çok büyüktür. Büyük toplumsal olaylara gebedir.
Sıfır büyümenin dışında birde küçülme ve enflasyon olgusu vardır ki buna da slumpflasyon denir.

Toplumun büyük kısmının hak etmeden kazanç sağlamak, kısa yoldan zengin olmak gibi idealleri peşinden gitmesi toplumu bu seviyeye getirmiştir.
Bundan sonrasında ne olacağını hep birlikte izleyeceğiz.

Bu yazımda çocuk kitaplarında anlatılan konuların etkileri üzerine yazmaya çalıştım. Sizde düşüncelerinizi yazının altında yer alan yorum kısımlarından paylaşabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum yaparken:
1.) Yorumlar denetimden geçmeden yayımlanır. Yapılan yorumun sorumluluğu, yorumu yapanı bağlar.
2.) 3. bir kişiye hakaret olmadığı sürece yorumlar kesinlikle silinmez. İsterse yorumu yazan silebilir.
3.) Kuralları aşmadığı sürece site linki paylaşımı yapılabilir.
4.) Konu dışındaki sorularınızı sayisaloyunlar[at]gmail.com adresinden yazabilirsiniz.
5.) İzleyenler istediğini istediği şekilde yazabilir. İstediğiniz yerden başlayabilirsiniz.
6.) Aşağıdaki OneDrive tablosundan kelimelerinizi biçimlendirebilirsiniz.
7.) Bloglardaki toplam yazı sayısını öğrenmek için tıklayınız.
8.) Mobilden takip eden izleyenlerimiz Fihrist-blog konuları tablosunu bu bağlantıdan görebilir.
9.) Mobilden takip eden izleyenlerimiz yazı kronolojik listesi tablosunu bu bağlantıdan görebilir.

YORUM BİÇİMLENDİRME ÇALIŞMASI

Son yorumlar

Copyright ©201∞ Tum haklari saklidir. Blog SAYISAL MEHMET tarafindan dizayn edilmistir. Tamamı orijinaldir. Kasitli olarak bilgileri alan kisi konu ile ilgili sorulara cevap veremez. Benzer bilgiler ile karsilasirsaniz itibar etmeyiniz. Yayinlarimizi baglanti linki ile paylasip kullanabilirsiniz. Y.N.