Translate

Blog Düştüğünde Mail Gönder (Onay gerekir.)

Etiket Arama

25 Mart 2015 Çarşamba

Uçurtma Aşkı ve Hava Akımını Yakalamak/1996 Yazı

Uçurtma Aşkı ve Hava Akımını Yakalamak/1996 Yazı
1996 yazı
18/02/2017

Yaşıtlarımın yazlıklarda kız arkadaşları ile boş evlerde yiyiştiği zamanlardı.
Bense Ankara'nın kavruk yazlarında uçurtma aşkı ile kendini paralamış bir çocuktum.

Hayatımda okurken farklı bir tat veren tek hikayedir ve bende yeri başkadır. Bu nedenle kadınları hiçbir zaman hiçbir konuda geri çevirmedim. Bunun çok yararını gördüm. Ne zaman başım dara düşse yardımıma bir kadın yetişti...

Tornet zamanı, uçurtma zamanı:

Her şeyin bir zamanı vardı o zamanlar çeşitli oyunların ve etkinliklerin yapıldığı zamanlar vardı. Şimdi ise ne onlar ne de onları takip eden kaldı.
Gülle zamanı, tornet zamanı, uçurtma zamanı...

Sonbahar mevsimiydi arkadaşlarımın tornetlerine özenip babama bir tornet yaptırmıştım. Ankara'nın meşhur yokuşlarının tepesine çıkar (Vedat Ali Dalokay Caddesi) nereden baksanız 4-5 km uzunluktaki yollardan tornetleri bırakır üzerinde uçardık.
İki tane onluk bir tane de 20'lik tornet almıştım. Tornetler paslı ve eskiydi. Onları önce bir yağladım. Sonra mahallenin pidecisi Kazım'ın fırınına attırmıştım. Tornetler fırından çıkmıştı soğumaya bıraktım.
Soğuduktan sonra su gibi çalışmaya başlamıştı.
İşin tornet kısmını yapmasına gelmiştik.
Babam, ben sana bunu yapmazsam başımın etini yersin demişti.
O torneti hiç unutmam tam boyum kadardı. Kafasından tutar arka iki tekeri üzerinde süre süre giderdim.
Arka iki tekeri kalın bir söğüt ağacı tutuyordu. Demirden sağlamdı süper iş yapardı.
Şimdi ki milyonluk mercedeslere değişilmeyecek konforu vardı.
Güvenlik yoktu fren yoktu ama konfor vardı. Kaymak gibi asfaltın üzerinde tornetin kayışı, yol tutuşu mükemmeldi.

Tornet bindiğimiz Dalokay Caddesi pazar günleri dışında arabanın çok geçtiği bir yokuştu.
Pazar günü o yol çok sakin olurdu. Arada bir iki araba geçerdi.
Pazar sabah kahvaltı yapmadan torneti kaptığım gibi yokuşun başında soluğu alırdım.
Yanıma da bir iki arkadaşımı aldım mı tamamdır.

Yokuşun başından tornete biner hafif bir kıç ile itiş verirdik.
Tornet yavaş yavaş hızını alırdı ve ulaşacağı en yüksek hıza ulaşırdı. Bir yandan ön ayaklarda olan dümen ile torneti düzgün sürmeye çalışıp kaza yapmamaya çalışırdım.
Yokuşun tam ortasında tornet en yüksek hıza ulaştığında direksiyonu hafif sola kırdığımda tornet bütün gücü ile olduğu yerde dönmeye başlar. Bu dönüş hızını sürücü kendisi de ayarlayabilir.
Tornet bir yandan aşağı doğru ivme kazanırken olduğu yerde dönerek aşağı doğru ilerlemektedir.
Yanlış bir harekette kendimi kaldırıma yapışmış kafama gözüm kırılmış olarak bulabilirdim.
Üzerimden araba da geçebilirdi. Risk budur!
Arabalarda olan yaşlı teyzeler korkarak bize bakardı.
-Yavrum gadasını aldığım geç ordan arabanın altında kalacaksın. derdi.

Tornetin üstündeyken adeta zaman dururdu. O yol tornet üzerinde yaklaşık 2-3 dakikada biterdi.
O zaman öyle bir büyük zamandı ki şimdilerin paralı bindiği kartingler gibi benzin yakmazdı.

Dalokay caddesinin yokuşunda tornet ile durmak mümkün değildir. Ya en aşağı kadar sürecek ya da yolun sağında bulunan sokaklardan birine girecek ki durabilinsin.
Sokaklara giriş hızı olması nedeni ile girişten sonra bozulan yolun etkisi ile takla atmak içten bile değildir.
Ayak, diz, kol, kafa yaralarından hiç bahsetmiyorum.
Futbolcular gibi düştükten sonra kendini bok çuvalı gibi yere atarsan bir yerin zorlanır ve kırılır.
Bir tarafımızı kırmamak için döndükten sonra tornete sıkı yapışır tornet ile beraber yuvarlanmak zorunda kalırdık. Sonrası toz toprak. O adrenalin hiç bir şeyde yoktu inanın.
İyice yağmur, kar çökene kadar tornete bindik.
Tornet bir tutku...
Bu blogda da yazar bir iki bir şey karalamış resimleri derlemiş.

İşte hayata atılmayı sıkıntısını göğüslemeyi bu tornet ile öğrendik diyebilirim. Aşağıda çocuklar bu uğraşlarını hala devam ettirmekteler.


***

Kış geldi. Okul dönemi derken bahar geldi. Mahallede Özer isminde bir çocuk vardı onun babası çok güzel uçurtma yapardı. Babam bana uçurtma yapmasını öğretti, ben yapabiliyorum derdi.
Ne yaptımsa ben bu çocuğa bana uçurtma yapmasını öğretmesine ikna edemedim.
Tamam o zaman yapmasını öğretmeyeceksen bana bir tane uçurtma yap dedim. Tamam dedi.
Bende uyanığım ya onun yaptığı uçurtmayı model yapıp aynısından yapacak uçurtma yapmasını öğrenecektim. Malzemelerini aldım. Özer bana uçurtmayı evinde yaptı beraber uçurduk uçurmasını ve püf noktalarını da öğretti. sonra uçurtma yapmasını öğrenmeyim diye o uçurtmayı ağaca taktı ve uçurtma orada kalmıştı.

O bahar hırs yaptım. Yazın geldiğinde ne yapıp edip bu uçurtma yapmasını öğrenecektim. Hayat memat meselesi oldu benim için.
Hiç akranlarım gibi kız arkadaş merakım olmamıştı. Tamamen teknik kafaya sahip bir çocuktum. Yukarıda izlediğiniz çocuklardan farkım yoktu. Elime yediğim keser darbelerinin acısını şimdi bile hatırlarım.
Keseri elime vurur, sinirlenir torneti yere vurur parçalar sinirim geçince pişman olur yeniden başlardım. 
Hayat kolay değil bir hayalin olduğunda onu gerçekleştirmek için sıkıntılara göğüs germek zorundasın. Bu işler rezidanslardan başarı yalnızlığı yazıları yazmaya benzemez ki...
tornet
Yukarıda gördüğünüz özel yapım bir tornettir. Bizimki Murat 124 ise bu Mercedes'dir.
Freni vardır, elden direksiyonludur, oturağı vardır.
Bu gibi teknik meselelere aklım gitmesine rağmen acaba ben neden otomobil fabrikası kurmadım gibi bir soru da geldi aklıma.

Tornet meselesini burada bitirdikten sonra uçurtma konusuna devam edelim.

Uçurtma aşkı zamanı:

Bu anlattığım meselelerin hepsi bir arada olmuyor tabi ki bir yandan okula gidiyorum boş zamanlarımda ise bu işler ile uğraşıyordum.
Okul bitti ve yaz geldi. ben yine uçurtma merakına kaldığım yerden devam ettim.
Her nasılsa ben bu uçurtma yapmasını öğrenememiştim.
Kendi kendime yaparak öğreneceğimi düşündüm bu yolda bütün harçlıklarımı harcadım.
Kırtasiyeden aldığımız cilt paraları, iplik paraları, derken sıfırı tükettik.
Ben hala uçurtma yapmasını öğrenememiştim.
Bu sayede para bitince sıfır maliyet ile nasıl uçurtma yaparım araştırmalarına koyuldum.
Çıtalar mahallenin ağaçlarından,
Cilte verecek para kalmadı, cilti bakkal poşetlerinden yapmaca,
iplik olayı biraz sıkıntılı eski iplikleri idareli kullanarak birbirine ulayarak idare etmeye çalıştık.

Bakkal poşetlerinden cilt yapma olayını bir arkadaşım öğretmişti bana.
Bak şimdi bu poşeti tepelerinden keseceksin sonra soldan veya sağdan kesecek poşeti kullanılabilir hale getireceksin.
bir poşet işe yaramıyordu. 2-3 poşeti birbirine birleştirmek gerekiyordu.
Anasını satayım bant alacak para da kalmamıştı.
Bak onu da şöyle çözeceksin. Eline bir taş alacaksın ve iki poşeti üst üste getireceksin. Hafif hafif vuracaksın o esnada poşetler birbirine yapışır.
Hakikatende  iş görüyordu vay anasını satayım demiştim. Bant kadar olmasa da uçurtmayı havada tutuyordu. Sert rüzgarlarda uçurtma havada yamulabiliyordu.

Çıraklık dönemini böyle derme çatma uçurtmalar ile geçirdim. Kimisi uçar kimisi uçmazdı.
Her gün de uçurtma uçuracak kadar rüzgar olmazdı.
(Aslında tornet ve uçurtma meselelerini yazmamın sebebi yukarıdaki paragraftı. Düşündüm düşündüm mesele büyüdü yazayım dedim.)

Sıfır maliyet ile uçurtma yapma olayları bir seviyeye kadar geldi. Uçurtma yapıyordum uçuyordu fakat nasıl yaptığımı bende bilmiyordum. Bir hırs ile yapıyordum uçarsa uçtu uçmaz ise uçmadı öyle bir şey yani.
Sonra benim bu işin tekniğini öğrenmem lazım dedim.
Babama bana bir tane uçurtma almamız lazım ben o uçurtmanın nasıl yapıldığını ölçüp biçip çıkaracak sonra öğreneceğim dedim.
Tamam Allah'ın cezası başımın etini yedin tornetin bitti uçurtman başladı dedi.
Neyse işte Ankara-Samanpazarına gittik. Orada Vehbi Koç'un eski dükkanının yanında bir yerlerde bir uçurtmacı vardı. Oradan kırmızı ciltli bir uçurtma beğendim.
Uçurtmacıya da söyledim.
Şimdi ben bunu alıyorum ya bunun aynısından yapıp uçuracağım bana ona göre bir uçurtma ver dedim. Adam güldü tamam dedi.
Bir heves ile uçurtmayı aldık eve geldik. Ertesi gün ikindi vaktine kadar uçurtmanın teknik detaylarını inceledim hepsini bir kağıda yazdım.
Oranlarını çıkardım. O sırada 1. sınıf öğrencisiyim. Şimdi 1. sınıf öğrencisine çarpım tablosunu sorsan bilmez.
Uçurtma standart beşgen uçurtmadır. 3 çıtadan oluşur. iki çıtanın boyları aynı orta çıtanın uzunluğu diğer iki çıtadan 3 cm kısa olmalıdır.
Aynı olursa olmaz.
Aldığım uçurtma tam istediğim gibi uçuyordu. Demek ki bu uçurtmanın ölçüleri ideal uçurma ölçüleridir sonucuna vardım.
60 santim uçurtmaya yaklaşık olarak en az 5 metre kuyruk yapmak gerekir. Kuyruk ne kadar uzun olur ise uçurtma havada o kadar dengeli durur.
Kuyruk uçurtmanın en işçilikli yeridir.
Cilt diyorum yine;
 bir tabaka cilti 2 cm eninde 20 cm uzunluğunda olacak şekilde katlayarak keseceksin, sonra bir ipin üzerine bu cilt parçalarını düğüm atıp sıkıştırarak dizeceksin.
 Parasız kaldığımız zamanlarda cilt olayını yolda bulduğumuz bakkal poşetleri ile hallediyorduk.

 İkindi vakti uçurtmayı çıkarmış uçuracaktım.
Rüzgarın en çok olduğu ikindi vaktine kadar uçurtmanın bütün teknik olaylarını defterime kayıt ettim. Yeni uçurtmada iplik ile terazi düğümünün nasıl yapılacağını öğrendim.
Öncelikle özel bir düğüm şekli vardır o düğümü atarsınız ve sonra sağa sola hareket ettirerek çıtaların kesiştiği denge noktasına getirirsiniz.
sonra iki çıtanın bağlı olduğu iplikleri bir araya getirip dengenin bozulmaması için son düğümü atarsınız. Artık çıtanın terazisi sabitlenmiş olacaktır.
Bu düğüm terazi açısından çok önemlidir. Bu düğüm doğru atılmaz ise uçtuğu yerde terazi kayar ve uçurtma düşüşe geçer. Uçurtmanın ve ipinizin zayi olmaması açısından önemlidir.
Ondan da geçtim zevkinizin yarıda kalmasına sebep olur.

Sonra aldığım uçurtmayı bir kenara bıraktım ve yeni teknik meseleleri uygulayarak yeni uçurtma yapma zamanı gelmişti.
Babamı ikna edip bir miktar para aldıktan sonra yeni malzemeler almak için Boğaziçi Kırtasiyenin yolunu tuttum.
Enteresan bir uçurtma çıtası meselesi de var da onu da sonra yazarım belki.

Acemilik zamanlarımızda mahallenin ağaçlarında uçurtmalık dal kalmamıştı.

Dalokay caddesinden sağa dönünce ilerde bir sürü kavak ağaçları vardı. Bir arkadaşım bana orayı söyledi. Sonra oraya keşfe gittim.
Allah lan burası cennetmiş dedim.
Böyle baksanız 10-15 yaşlarında kavak ağaçları ama dalları tam böyle erişebilecek yerde tam uçurtma çıtalık dalları var. Aklım gitti.
Sonra ertesi gün hazırlıklarımı yaptım. Kavak ağaçlarının dallarını talan edecektim.
O zaman dal kesmeye yarayan tırtıklı el bıçkımız vardı. onu da aldım.

Tam ihtiyacım olacak kalınlıkta dalları seçtim. Yaklaşık 100 cm'e kadar uçurtma çıkaracak dallar vardı. Nereden baksan 50 tane dal kesmiştim. Bir yığın oldu.
Hepsini bir yere topladım yaprakları ile beraber sürüyerek götürmeye başladım. Orada da bir şeyler yetiştiriyorlar. Bekçi yakalasa azıma sıçar. Onun da zamanını ayarlamıştım.
Eve geldim itina ile yapraklarını ayıkladım. Dalların kabuklarını soydum.
Kuruması için güneşte beklemesi gerekirdi. 
Dallar kurudu. Sonra ben oları bitirene kadar hepsini uçurtma yaptım ve uçurdum. Kırılana kadar uçurdum. Kimseye vermez satmazdım da...

Buraya kadar olan anımı belki aynı işleri yapmış bir iki okur olur diye yazdım.

Aslında yazmak istediğim konu bu değildi. (Sedat peker tarzı)

Tornet konusunda:

Bu gibi bir uğraşım vardı, başarıya ulaşana kadar deneme yanılma yolu ile hatta yaralar arızalar alarak amacıma ulaşmak için elimden gelen her şeyi yaptım.
Tornet kayarken o zevki tatmak için bir çok şey yaptım ve soruna sıkıntıya göğüs gerdim.
Şimdi o sorunlar sorun gibi görünmese de o zaman büyük zorluktu...
Bu zevke ulaştım ve hevesim geçti.

Uçurtma konusunda:

Uçurtma yapmak bilmeyene imkansız bir iştir. Ölçü-ayar işini bilen birisinin bile yaptığı uçurtma uçmayabilir. Sabır işidir.
Uçurtmayı yaptınız ve artık yaptığınız işin sonucunu alacaksınız.
Sabah 8'de başlasanız nereden baksanız 2'de bitirebilirsiniz. Daha erkende olabilir şimdi konumuz bu değil neyse...

Şimdi işin en teknik meselesine geldik.
Uçurtmanın uçması için uçuracağınız alanın açık olması binaların olmaması gerekir.
Öncelikle rüzgarın yönünün tespit etmeniz gerekir.
Bu rüzgar öyle bir şeydir ki bazen sürekli aynı yönde akım gösterirken bir anda akım yönünü değiştirebilir. Rüzgarın hareket prensibi ise soğuk havadan sıcak havaya doğru oluşan akımdır.
Havada rüzgarın olup olmadığını ve yönünü ağaçların dallarından anlarsınız.
Bazı zamanlarda havada hiç rüzgar olmamasına rağmen belirli bir yükseltiden sonra hava akımı vardır.
Eğer uçurtmayı bu hava akımına kaptırabilirseniz görünürde hiç rüzgar olmayan bir zamanda bile uçurtmanızı uçurabilirsiniz.
Öncelikle bunu yapmak için bir kişiye ihtiyacınız var.
Hiç rüzgar olmamasına rağmen belirli bir seviyeden sonraki havanın akımının ne tarafa doğru olduğunu tespit etmeniz gerekir. Yine bunu ağaç yapraklarından veya yükseklerde binalar var ise balkonlardaki çamaşırların sallanmasından tespit edebilirsiniz.

Uçurtmayı tutan kişi alabildiğince uzağa gitmelidir. İpi çeken kişi rüzgarı arkasına alacak şekilde kendini konumlandırmalıdır. uçurtmayı tutan kişi biraz rüzgarın oluşana kadar beklemeli ve rüzgar ilk oluştuğunda ipi tutana çek komutu vererek uçurtmayı bırakmalıdır.
İpi tutan bütün gücü ile uçurmayı koşarak çekmelidir.
Uçurtma belirli bir yüksekliğe kadar ipi çekenin sayesinde ulaşır zaten o seviyede hava akımı var ise zaten uçurtma havada kalacaktır.

İş o ilk hava akımını yakalamakta yatmaktadır. Havada hiç rüzgar olup olmamasının önemi yoktur.

Bu bilgi yıllar önce bana uçurtma aşkımdan kalan bir tecrübedir.

Bir hayali olan insana ne lazımdır?

Bir işe başladığınızda belirli bir seviyeye getirdiğinizde o işin uçurtma gibi hava akımını yakalayacak zamanı kollamanız gerekir. İster rüzgar olsun ister olmasın. Uçurtma ilk hava akımını aldıktan sonra uçacaktır.
Doğru zamanı beklemek çok önemlidir. Bu fikrin aklıma düşmesine ve bu konuyu yazmama sebep olan yazısı için Arzu Pınar Demirel hanıma teşekkür ederim.

Hemen hemen aynı zamanlarda Ot dergisinde yazısına denk geldiğim mahalle arkadaşım sayılacak yazar Fatih'e de teşekkür ederim.
Onun Ot dergisinde yazdığı yazıyı ilk fırsatta buraya ekleyeceğim.

Bir sonraki yazımızı okumak için tıklayınız.

Aynı kategorideki yazılarımız için tıklayınız: Bloginsan01

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum yaparken:
1.) Yorumlar denetimden geçmeden yayımlanır. Yapılan yorumun sorumluluğu, yorumu yapanı bağlar. Ayrıca makaram sarı bağlar.
2.) 3. bir kişiye hakaret olmadığı sürece yorumlar kesinlikle silinmez. İsterse yorumu yazan silebilir.
3.) Kuralları aşmadığı sürece site linki paylaşımı yapılabilir.
4.) Konu dışındaki sorularınızı sayisaloyunlar[at]gmail.com adresinden yazabilirsiniz.
5.) İzleyenler istediğini istediği şekilde yazabilir. İstediğiniz yerden başlayabilirsiniz.
6.) Aşağıdaki OneDrive tablosundan kelimelerinizi biçimlendirebilirsiniz.
toplam yazı sayısını öğrenmek için tıklayınız.
7.) Mobilden takip eden izleyenlerimiz Fihrist-blog konuları tablosunu bu bağlantıdan görebilir.
8.) Mobilden takip eden izleyenlerimiz yazı kronolojik listesi tablosunu bu bağlantıdan görebilir.

YORUM BİÇİMLENDİRME ÇALIŞMASI

Buradan bize yazabilirsiniz.

Ad

E-posta *

Mesaj *

sayisaloyunlar[at]gmail.com adresimizden de soru, görüş, istek ve önerilerinizi iletebilirsiniz.

Sayfa yenileme kaldırılmıştır.
Copyright ©2018 Tüm hakları saklıdır. Blog SAYISAL OYUNLAR tarafından dizayn edilmiştir. Tamamı orijinaldir. Kasıtlı olarak bilgileri alan kişi konu ile ilgili sorulara cevap veremez. Benzer bilgiler ile karşılaşırsanız itibar etmeyiniz. Yayınlarımızı bağlantı linki ile paylaşıp kullanabilirsiniz. Y.N.