On Numara, Şans Topu, Sayısal Loto, Süper Loto tahminleri. Biz daha iyisini yapana kadar en iyisi bu. İşini şansa bırakmayanların sitesine hoşgeldiniz.

DUYURU

Sitemizi kullanarak kazanan izleyenlerimiz kupon resimlerini göndermesi durumunda blogumuzda yayınlanacaktır. İlerde çıkacak yayınlardan haberdar olmak isterseniz en altta yer alan bölümden abonelik işlemlerinizi yapabilirsiniz. Sitemizi sürekli ziyaret eden izleyenlerimiz linkleri yer imleri (sık kullanılanlar) bölümüne eklerlerse daha kolay erişim sağlayabilirler.

Blogda Arama-Tarama

Translate

Blog Düştüğünde Mail Gönder (Onay gerekir.)

1 Ocak 2013 Salı

Müptezeller/Emrah Serbes

01/05/2017


Uzun zamandır blogda kitap incelemesi yapmak istiyorum. Hali hazırda kitap incelemesi yapan birçok blogun aynı kitabı okuduğum için aslında o kitabı hiç okumadan kitap incelemesi yaptığı kanısına varıyorum. Aynı ders çalışmayan öğrencinin sen dersine çalıştın mı diye soran öğretmenine çalıştım diyerek yalan söylemesi gibi... Çalışmamışsın işte niye yalan söylüyorsun.
Her işte olduğu gibi işlerimizi yalan üzerine inşaa etmeyi seviriz yıkılınca da karşısına geçip yıkıldığını seyretmeyi...

s29
Blogda kitap incelemesi yapmayı istememe rağmen hiç girmek istemediğim bir konu fakat mutlaka incelenmesi konusunun tartışılması gereken kitapların olduğunu düşünürüm.
Eğer bu topluma şekil verecek kalemler olacaksa birgün internet ortamında kimseden emir almadan yazan kalemler sayesinde olacaktır. Oysaki toplumun böyle bir şeye ihtiyacı yoktur. Bazı zevat kendisine bunu vazife bilmektedir.
Toplumun çekip çevrilmesi, yönlendirilmesi gereken bir araç olarak bakılması onun bir rant kaynağı olarak görülmesi düşüncesinin sonucudur.

Durmadan televizyona çıkan dangalaklar onun ne yapmasını söyleyip durur. İşin enteresan tarafı ise kendisinin görünmemesinden kaynaklanan keyfinden dolayı onun söylediklerini harfiyen yerine getirir. Gerçekten çok enteresan hayatlar yaşıyor insanlar...

Koca koca doktorlar bazı insanlar için özel olarak önerilmesi gereken diyetleri televizyonda bütün insanları aynı diyet kategorisine koyarak bazı besinleri tüketmeyin diyebiliyor.

Türkiye'de insanların bir rant aracı olarak görülmesi neleri değiştirdi hayatımızda?
Bu her bilen bilmeyen bireyin kendisine sorması gereken sorulardan sadece bir tanesidir.
İşin önem verilen tarafı ise hızlı üretim ve hızlı tüketim...
İnsanlığa yapılan eziyetin özeti budur.
Bu iki zincir ne kadar hızlı çalışırsa hedeflerin yerine getirileceği düşünülür.
Burada esas alınan büyümedir. Büyüme ile birlikte kalkınmanın desteklenmemesi durumunda elde edilen büyümenin hiçbir işe yaramayacağı aşikardır.

Bu kitabı okuduktan sonra aklımda dönen sorunlar tam olmasa da yerine oturdu diyebilirim.
Kitapta geçen olayların sonucunda belirli analizler yapıyor yazar, müptezeller gözü ile...
Çok önemli konulara değiniyor üstü kapalı...
İşte kitap incelemesi yapmak istememin sebeplerinden bir tanesi de yazarın anlatmak istediği gizliden üstünden geçtiği konuların neler olduğuna değinmektir.
Bunun kötü yanı ise kitapta yazan olumsuzluklardan kendine rant devşiren fincancıların rahatının kaçmasıdır. Diyeceksin ki senin okur kitlen nedir ki? Çok bir okuyanın olsa biz senin başına çoktan çöker yazman gerekenleri çoktan söylerdik derler.
İnsanlar nasıl rant aracı olarak görülüyor bazı ufak ayrıntılardan bunları fark edebilirsiniz.

Bu konu aslında çok derindir anlat anlat bitmez. Bu iş üzerine yazanlar içinden çıkamamış ve gruplandırmaya karar vermiş. Kim bu işleri yapıyor onların kuyruklarına basalım bizde rantımızın peşine düşelim demiştir. Bunun neticesinde eleştirmenlik mesleği meydana çıkmış diyebiliriz. Bir gelir var ise o bir meslektir.

Mesleğin oluşumu nasıl oluyor ana kriteri nedir sorusunu sorma cesareti gösterebilen var mı?
İşin özü ranttır. Bir yerde rant var ise orada o iş üzerine uzmanlaşarak yapan kişiler her zaman olacaktır. Bu işin gerçekten topluma bir fayda sağlayıp sağlamayacağı gibi bir kriter asla yoktur. Kamu kurumları bir işi meslek haline dönüştürmek için belirli kriterler belirlerler.

İsterseniz kısadan turistik beldelerdeki rant olaylarına değinelim. Sermaye sahipleri doğal kaynakların olduğu yerlere yüklü yatırımlar yapar, bu yatırımlar sonucu bu hizmetlerden yararlananlardan gelir temin eder.
Buraya kadar sorun yok gibidir.
Gelirlerini özgürlüklerin tecavüzü üzerine inşaa edenler daha fazla rant elde edeceğini zannederler. İnsan var ise özgürlüklerde var olacaktır. Kaynaklarını kamunun tahsis ederek düzenlediği bir hizmetten özel kişinin gelir temin etmesine kamunun özgürlüklerine tecavüz tanımlaması yanlış olmayacaktır.
İyi kötü herkes bir düzen tutturmuş gidiyor. Götüren götürene düzenidir bunun adı...
Götürene manşallah, götüremeyene inşallah...

Kitapta bu olaylardan zarar gören insanlar ise hayatlarını bu rant kesiminin kendilerini müptezel yapması sonucu hayatlarını devam ettirdiğini anlatmaktadır özetle...
Başkası zarar görmeden bir başkasının fayda sağlayamayacağı bir düzen özetle...

Kitapta bir kaç kişinin başında geçen olaylar anlatılmaktadır.

Kitap fırka kitaplarının günümüze uyarlanmış şekli olarak nitelendirilebilir. Tek farkı gerçekte yaşayan insanların hayatları üzerinden iğnelemelerini yapması üzerine kurulu bir kurgusu var. Bu iğnelemeden nasibini alacaklar var ise hiç duymayacaklardır. Çünkü işlerine gelmemektedir.
Rant bozulmadığı sürece çarkın dönüşü devam edecektir.

Kitapta bölümler anlatılmakta işlenmesi istenen ana konu hikayenin içine yedirilmiştir.
Anladığımız bu ana konuların üzerinde duracağız bu yazımızda...

Genel olarak inanç-inançsızlık, zenginlik-fakirlik vd. gibi zıtlıkları üzerinden güncel eleştirilerini yazmaya çalışmıştır. Kitap sonlara doğru aslında kendisinin iğneleme değil de hikaye kitabı olduğunu anlatmaya çalışarak kendisini aklamaya çalışmıştır. Kitabın bir yerinde bu hallerde bütün zıtlıkları bir arada yaşarsın diyordu. Bir bakıma kitabın yaptığı eleştiriler neticesinde toplum yararı gözetilmiştir. Sanat toplum içindir.

Kitap birbiri ile bağlantılı 5 konuya ayrılmıştır.

Fakir köpek,
Bombacı,
Platin,
Hoca,
Son balonlar,


Başlıklarda anlatılan olaylarda işlenen ana konunun ne olduğu konusuna değineceğiz.

Hikayenin konusu otelcilik ve garsonların hayatları üzerinden anlatılmaktadır. Yazacağım esas konuların otelcilik ve garsonluk üzerinden anlatılmasında kitap yazarının etkisi büyüktür. Yazarın biyografisini incelediğimizde kitabın neden bu konu üzerinden anlatıldığını anlayabiliriz.
Yazar,1981 doğumlu, Turizm otelcilik okulunu yarım bıraktı. Tiyatro bölümünü bitirdi.
Kitap yazarın Turizm otelcilikten edindiği izlenimler ve bu mesleği bırakması üzerine işlenen konuları anlatıyor.
Kitapta derin konular anlatılmasına rağmen kısaca özetlemek mümkündür.
Turizm otelcilikte garsonluk yaparak hayatlarını kazanmaya sağlayanlar bu imkanların kendilerine bedelsiz sunduğu nimetlerden faydalanmak isterler.
Güzel turistler, veronica, bol bol artık rakı, şarap ve sonra müptezel...
Rakı şarap kesmeyince diğer bağımlılıklar kendini devam ettirir.

Aslında bu kitap incelemesini yapmak istememizin nedeni bağımlılık konusunu işlemesi nedeni iledir. Kitap bağımlılık üzerinden geniş konuları anlatmaya girişmiştir.
Konu onun için bu kadar dağıldı diyebiliriz. Bağımlılık konusuna güzel bir anlatım vardı onu buraya ekleyeceğiz.

Bizim tek konumuz bağımlılık olmasa da kitapta anlatılan konulara da tektek değineceğiz.
Bağımlılık üzerine kurulan cümleler geçekten paha biçilmez yerinde cümlelerdir.

Emrah Serbes Behzat Ç. dizisinin senaryo yazarıdır. Bu dizinin senaryosunun nereden olduğunu hiç merak etmedim. Fakat dizi güzel olması nedeni ile hiçbir bölümünü kaçırmadım. Ankara'nın karasal ikliminden bahseder.
Bu kitapta da Ankara'nın ayazını anlatmıştır. İnsanın içine işler ve iz bırakır.

Elbette ki yazara olduğu kadar kitaba da eleştiriler yapmak mümkündür. Ot dergisi ile tanıdığım angutyus rumuzlu gerçek ismi Fatih Akdere olan yazarın hayat hikayesindeki benzerlik dikkatimi çekmiştir. Ot dergisinde yazdığı bir yazısında anlatmıştı kendisinin yazarlık serüvenini...
Bu kitapta anlatılan yazı yazmak ile ilgili anlatılan konuların o yazıdan esinlenerek yazıldığını düşünüyorum. 5 liralık bir dergide anlatılan bir konuya atıfta bulunmuştur yazar.
Dergide yazma konusunu daha abartılı yazmasına karşılık kitapta üzerinden geçmiştir.
Bir garsonun nasıl yazar olduğunu anlatmaktadır her ikisinde de...
Kaderleri benzerlik göstermektedir.

Hiçbir mesleğin yapılan işin aslında cazip bir tarafı bulunmamaktadır. Bir fayda var ise orada bir meslek vardır bilinci ile hareket eden insanları yaptıkları işler manzumesidir.
Bu hamur çok su götürür aslında ilerleyen zamanlarda bu konular üzerine yazılar yazabiliriz.

Aslında işin hikayesinde ana meslekler vardır. Bu mesleklerin etrafında beslenen ara meslekler vardır bir bakıma... Olayların tamamı rant alanı daraltılmış ara meslekler üzerinden anlatılmaktadır. Kaynağı avrupada olan meslekler ve bunlardan kar sağlamaya çalışan insanlar vardır.

Kitabı okurken altını çizdiğim cümleler kelimeler üzerinden analiz yaparak buraya bir şeyler yazmaya çalışacağım. Başlıklar altında anlatılmaya çalışılan konulara değineceğim.

Fakir köpek

İnsanın fakiri yere bakarak gider, yerde bir şey bulabilir miyim ümidi ile...
Köpeğin fakiri de yere bakara gider bir şey bulabilir miyim ümidi ile...

Yazar kitapta bir yandan çalışırken bir yandan devrimci yazarlar okumaya ve yazma konularına değinmektedir. Müptezel olduktan sonra başına gelenleri, kendisine atılan kazıkları deli gibi sarhoş kafa ile yazmaktadır. ne yazdığını hatırlamadan...

Garsonluk yaparak Ankara'da doktorluk okuyan kardeşine para göndermek için çalışan insanın özgürlük arayışını anlatmaktadır. İsmaili anlatır. Kavga yüzünden hapse giren hapisten çıktıktan sonra İstanbulda torbacılık yapan İsmail'i anlatır.

Hikaye anlatırken bir köpekten bahseder, "Ota boka havlayan, her yere zıplayan tip" s.35 işte burada insana giydirme yapmıştır.

Bu zamana kadar uyuşturucu maddeler ile hiçbir zaman işim olmadı, alanla da satanla da karşılaşmadım. Torbacıyla ilgili ilginç bir anım var onu da bu yazımda paylaşacağım.

Emrah serbes, bazı cümlelerini karşılaştırma ve sonucunda yukarıda bahsettiğim kişilere ve edebiyat dünyasına güzel bir giydirme yapmıştır.

karanlığın kalbi
"Şimdi düşünüyorum, kaç yıl sonra, alkol , sigaralık, k..., e..., k..., a..., r..., t..., ç... g..., b..., ya da edebiyat fark etmez, ne kadar yitik, umutsuz ve unutulmuş olduğumuz fak etmez, hepsi geçer, hepsi biter, hepsinin kafası siktirip gider, karanlığın kalbiyse her zaman orada kalır, atmaya devam eder, duyması gerekenler için. İçimden öyle geldi o gece, falezlerin ucunda, ulur gibi, acıyla havladım birkaç sefer, sonra baktım birileri yaklaşıyor hemen sustum." s.26

fakir köpek

Bombacı

Olayın kahramanı bu bölümde bakkal işleten babasını kaybeder, yine garsonluktan arta kalan müptezel hayatını devam ettirir.
Balonla nasıl kafa yapıldığını ilk defa burada öğrendim ki burada yazmayacağım. Merak edenler kitaptan öğrenebilir.

Durmadan söylenen şeydir. Bu laflar kimsenin dilinden düşmeyen laflardır. Ülkemize yabancı yatırımcı gelsin yatırım yapsın bilmem ne!
Bunun adı DYY olarak geçer. Bu yatırımların bize bir şeyler katacağını düşünürüz. Elimize verdikleri dokunmatik zımbırtılar ile gelişeceğimizi zannederiz.
Yabancılar ülkelerin üzerine oyun kuracakları zaman kullandıkları en önemli enstrüman budur. Üzerinde kendi ülkelerinin ismi yazan boş kağıtları kendi mallarını satın almaları için borç verir ve faiz işletirler. Bunun için bütün ekonomik ve siyasi araçları işletirler.
Bu şekilde bir muameleye maruz kalmamak o ülkede bulunan insanların katma değer üretmeleri ile olacaktır. Herkesin birbirini dolandırması ile değil... Şu an görünen budur.

Kitabın bu bölümünde balon ile kafa yapan olay kahramanı, amcaları arar, Ankara Sheraton otele bomba koyduğunu söyler. "Sheraton otel deyince ona kadar gitmiş telefon Ne de olsa Amerika var arkasında Sheraton'ın büyük mevzu yapmışız da benim haberim yok."
Olayda gece telefon kulübesinden amcaları arar. Amcalar ihbarı yapanı almaya vurucu timle gelir. Timde vuran polis ile aralarında diyalog geçer;
-Dün akşam vuracaktım seni.
-Bacağımdan mı?
"hayır" dedi. İşaret parmağını, alnımın ortasına ve göğsümün iki yanına bastırdı sertçe.
"niye sen vuracaktın?"
"çünkü ben Doğu'dan geldim. Ekipte ben vuruyorum."
"E ihbarın asılsız olduğunu bilmiyor muydunuz?"
"Biliyorduk, Hangi Örgüt Camaro ister ki. Ama Sheraton dedin bir kere. Amerika'ya kadar telefon gitmiş. Bize de vur emri geldi, işin şakası yoktu."

İşte DYY böyledir. Kendi ülkesinde insanlar bu yatırımlar sayesinde sığıntı gibi yaşarlar. Bir otele bomba koydum deyip atraksiyon yapmanın bedelini ağır ödetirler.

Olay kahramanı yaptığı suçtan dolayı mahkemeye çıkar. Hakim odaya alır kendisini. "Seni tutuksuz yargılamak için benim bir kanaate ihtiyacım var. O yüzden senden bana bir söz vermeni istiyorum, bir daha böyle bir şey yapmayacağını söylemeni istiyorum. Pişman olduğunu duymak istiyorum. Pişman mısın?"
Nereden aklıma geldi bilmiyorum ama, "edith Piaf'ın çok güzel bir şarkısı vardır hakim bey," dedim. "Yaptığım hiçbir şeyden pişman değilim."
Şimdi, on beş sene sonra düşünüyorum, o gün, hakime söylediğim o sözden de pişman değilim, bedeli ne olursa olsun, ben hep doğru bildiğimi yaptım.

İnsanın hayatta yaptığı işlerin sorumluluğunu alması kadar güzel bir şey yok. Babasını kaybetmenin acısı ile böyle bir şey yapmış olabilir en azından durumu anlatıp özür dileyebilirdi. Hapis günleri ona hiç iyi gelmeyecektir.

Odadan çıktık. Polis "Keşke seni vursaydım lan." dedi, "amına kodumun salağı."

İki gün sonra Posta gazetesinin üçüncü sayfasında bir haber çıktı, içeride okudum. "Sahte bomba ihbarı elinde patladı".


Pilatin

Bu bölümde yaşlı bir amcanın hikayesini anlatır. Oğlu babasına bakmaz. Ankara'da yaşayanların üzerindeki rehavettir bu babaya bakmamak onu eşya olarak görmek...
Amca Ankara'nın karında dışarı çıkar düşer ve platinli ayağını kırar. Amcayı geçte olsa hastaneye götürürler. İmkansızlıklardan bahseder bu kitapta imkansızlık kadar kötü bir şey olmasa gerek.
Bazende imkanları hırsızlar çalar onun için her şeyini hırsıza göre ayarlarsın.
"Evimin penceresinden dışarıya parmaklıklar ardından bakıyorsam hırsızlar sayesindedir." Dersiniz.
Bu hırsızlıkları yapanlarda bir gün imkansızlıkların pençesine düşecektir ve anlayacaktır işin aslının ne olduğunu ciğer dağlandığında...
Amcayı oğlu zamanında hastaneye götürmemiştir. Amca ameliyatın acısına dayanamaz, vefat eder.
pilatin

Hoca

Çinçin demeden geçmeyelim Ankara derken... Her ne kadar batıya dönük bir yüzü olsa da böyle yerleri vardır Ankara'nın.
Karabüklü Eşya bulmak için çinçin yolunu tutar. Bu işlerde tanıdığın falan olmazsa eşya bulamazsın der. Ararlar tararlar birşey bulamazlar. Karabüklü elinde gaspettiği 100 lira ile gelir Çinçine eşya bulmaya giderler. Sonra çaresizlikten soluğu orada bir kahvede alırlar.
Kahvede hoca diye birinden bahsederler. Sandalyeyi çeker konuşulan masaya.
"Şu hoca kimmiş bir söylesene sen." der. Karabüklü...

Hoca remziye bir eşya sardırır çevirirler.
O ara hoca dedi ki, "Karabüklü Fırtına Bekir vardı Karabük'te..."
Arada görüşürdük, Ankara'ya gelirdi. Ne oldu o ya, uzun zamandır haber alamıyorum?"

Yalan kötü bir alışkanlık... alışkanlık, bağımlılıkta kötü bir şey zaten...
Karabüklü mekanına gittiği hocaya, helede sigara ve uyuşturucu işi yapan hocaya söylediği yalanın bedelini canı ile ödedi.
Bazı şeyler insanda bağımlılık yapar bundan kendini koruyamaz insan çünkü tabiatında vardır zaafları...
Kimisi kadına, kimisi esrara bağlanır kimisi de kumara...
Kazanacağını düşünür her zaman kaybedeceğini düşünmeden...

"Ha fırtına Ağbi mi?" dedi Karabüklü. " O evlendi. Dükkan açtı, beyaz eşya. Sonra taşındılar. Bilemiyorum."
"Ha, sen haber alırsan selamımı söyle. "Hocanın sana selamı var, de."
Hoca Karabüklünün biletini burada keser.
Hoca Karabüklünün ezanını okudu,
"Sen tanıdın ha fırtına'yı?" dedi.
"Tanıdım harbi adamdı" dedi.

Hoca anlatmaya başladı. Evet harbi adamdı dedi. Sonra karı ayağına bozdu. Bunun dalgayı piyasa bir yerde görmüş bizim çocuklar, bende biliyorum,
ateşli karı,
kibritsiz kandil yakar,
yaradana yan bakar,
işi anladım çektim köşeye "bak" dedim." Kardeşim, Fırtına, beni dinle.
Her türlü fitne fesat,
alavere dalavere,
ketenpere ve kolpacılık bu karının işidir.
Başını örter götünü açar, anasını boyar babasına satar." İki yakamdan tuttu. "Hocam" dedi. "İyi ki bu lafları sen söyledin başkası dese ciğerini sökerdim. O yüzden ne sen söyledin, ne ben duydum." Eyvallah çektim gittim. bir daha da açmadık o mevzuyu. Aradan üç ay geçti geçmedi, dalgasının yanında iki sikko tip görmüş tabii, tutmuş sikkoları üçüncü kattan atmış türkü bardan. Biri cenaze biri gazi. Otuz yıl yedi, sekiz yattı, afla çıktı. Doğru benim yanıma, o harbi gitmiş içeride, erimiş, bir tek gözleri kalmış fırtına. Aldık yanımıza, iyi kötü idare ediyorduk."
Hoca başını eğip gözlerini kapattı, baş ve işaret parmaklarıyla burun kökünü ovdu, sonra birden doğrulup titredi ve "Allaaaaaahuekber!" diye bağırdı. Remzi koşar adım bir bardak su getirdi, Hocanın önüne koydu Hoca suyu içti yüzünü sıvazladı. Derin bir iç çekti. "Anlattıkça sinirim bozuluyor ya, neyse," dedi. Başladık bir kere. Sonra bu Fırtına Bekir, dört yıl oluyor di mi Hasan?"
"oluyor Hocam"
"Hocasının sigarasını çaldı."
"Hocasının ondan esirgemediği cigarasını... Cigarayı okutmaya kalkmış. Sonra Hasan gırtlağını kesti. sonra bıçağı Osman'a verdik. Osman içeride yattı. Küçüktü o zaman. Kaç yıl yattın sen Osman?"
"İki yıl hocam"
"Şimdi sen niye yalan söylüyorsun Karabüklü?"

Son balonlar

Kitap hiç iyi bitmedi bu kitap bu hikaye ile çok başka şeyler yapabilirdi.
Hikayenin sonu tımarhanede bitti.
Bir arkadaşı annesinin ve amcasının isteği ile hiç aralıksız uyumadan odasında yazan birini alıp hile ile tımarhaneye götürmek istedi. İşi yalana getirip tımarhaneye götürdü arkadaşını.
Hastanede her türlü bağımlı vardı.
Olay kahramanı yumuşak odada yaşadıklarını anlatıyordu. Televizyonda bir kaç kez görmeme rağmen ne olduğunu hiç araştırmadım.
Deli gömleğini bilsekte yumuşak odaya hiç muhatap olmadık...
Hastane İstanbul'dadır.
Yazı yazmak için doktordan defter ve kalem ister. Serap isminde eroin bağımlısı bir kız vardır. Onunla arkadaşlık kurmak ister reddetmez.
Ne yazıyorsun der. bende yazmak istiyorum banada bir kağıt ve kalem verir misin? der.
Bir kurşun kalem ve bir kağıt verir. Çok güzel yeşil gözler vardı.
Kız gece kalemi gözüne saplar.

berduşlar ve şarapçılar
Kitapta üç benzetme dikkatimi çekti.
Cenk Eren'in Cenk Eren olduğu zamanlar,
Ebru Şallı'nın Ebru Şallı olduğu zamanlar,
Beşiktaş iskelesinin Beşiktaş iskele olduğu zamanlar...
Bazı kitaplarda böyle enteresan deyimler ile mesaj verilmeye çalışılır fakat burada bir şey anlatmak mı istedi yoksa bir tesadüf mü çözemedim.

Bu kitap bu konu ile hikayeler ile daha güzel olabilirdi elbette. Toplumsal olayları daha derinlemesine inceleyebilirdi.
Balondan sonra içeri girdiğinde sürekli namaz kılan bir dolandırıcıdan bahsediyordu.
Hoca ise kitaptaki en önemli karakterlerden biriydi. Hem ezan okuyan, Hem takkeli hemde uyuşturucu, sigara ticareti yapıyordu kaçak...

Bu gibi olayların anlatıldığı daha vahşice yabancı yazarların kitapları da vardır. Bana göre bu kitabı okurken hikayenin içinde yaşıyor gibisiniz. Anlatılan yerleri bildiğiniz oralarda gezdiğiniz yaşadığınız hissini veriyor. Adeta okurken orada nefes alır gibi bir his bırakıyor insanda...

Elbetteki toplumda rehabiliteye muhtaç insanlar vardır. Bilim ise bunun için hastaneleri işaret etmektedir. Toplumun kendi şifa kaynaklarını kullanması kimsenin işine gelmemektedir.


Aklın ve deliliğin sınırları


aklın ve deliliğin sınırları
Yukarıdaki yazımı kitabı bir kere okuyarak yazdım. Arada aklıma takılan konular olduğu zaman bu yazıyı güncellerim.

Torbacı

Bir toplu taşıma aracı ile bir yerden bir yere gidiyorum. Toplu taşıma aracı diyelim adına...
Biraz ilerimde cereyan eder olay. Toplu taşıma aracı üniversite istikametine doğru hareket etmektedir.
Teyze bir gencin tipine bakar beğenmez.
"Ne iş yapıyorsun oğlum sen" der.
"Torbacıyım ben teyze." der.
Teyze "O hangi bölümmüş." der.
Toplu taşıma aracında bir gülüşme alır yolcuları.
İnsanlar durumu bu kadar kanıksamış durumdadır. Herkes sakalını aldıktan sonra bu işler bir şekilde yürümektedir güzel ülkemde...
Sonra bu olayların anlatıldığı kitapları okur dururuz. Kendini geliştiren toplumların gençleri bilimle uğraşırken bizim gençlerimiz torbacı veya torbacının müşterisi olabilmektedir. Fazlası olmamaktadır.
Bizim bunun için mücadele edebilmemiz gerekir. Bir yerlerde bir iyilik yapacaksak bu gibi olumsuz durumları düzeltmek için yapmalıyız.
Bir yerde bir zalimi merhametli bir insan yapmayı düşünmekten ziyade insanların hayat standartlarını arttıracak çözümler üretmemiz gerekir.

Kitapta incelenmesi, eleştirilmesi gereken konular elbette olacaktır. Bazı meseleler vardır ki incelemekle bitmez sonucunun bir yere ulaştıramayacağı bir alanda araştırma yapmak zaman kaybından başka bir şey olmayacaktır.

O an için ne lazımdır insan o bilginin peşinden gitmelidir.

Kitabı yayına hazırlayan iletişim yayınlarına teşekkürlerimizi belirtmeden geçmeyelim.


Bir sonraki yazı için tıklayınız.

Aynı kategorideki yazılarımız için tıklayınız: Blogkitapincelemehikaye01

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum yaparken:
1.) Yorumlar denetimden geçmeden yayımlanır. Yapılan yorumun sorumluluğu, yorumu yapanı bağlar. Ayrıca makaram sarı bağlar.
2.) 3. bir kişiye hakaret olmadığı sürece yorumlar kesinlikle silinmez. İsterse yorumu yazan silebilir.
3.) Kuralları aşmadığı sürece site linki paylaşımı yapılabilir.
4.) Konu dışındaki sorularınızı sayisaloyunlar[at]gmail.com adresinden yazabilirsiniz.
5.) İzleyenler istediğini istediği şekilde yazabilir. İstediğiniz yerden başlayabilirsiniz.
6.) Aşağıdaki OneDrive tablosundan kelimelerinizi biçimlendirebilirsiniz.
TOPLAM YAZI SAYISINI ÖĞRENMEK İÇİN TIKLAYINIZ.

YORUM BİÇİMLENDİRME ÇALIŞMASI

FİHRİST-Blogdaki konular

KRONOLOJİ-SON YAZILAR

Buradan bize yazabilirsiniz.

Ad

E-posta *

Mesaj *

sayisaloyunlar[at]gmail.com adresimizden de soru, görüş, istek ve önerilerinizi iletebilirsiniz.

Sayfa yenileme kaldırılmıştır.
Copyright ©2018 Tüm hakları saklıdır. Blog SAYISAL OYUNLAR tarafından dizayn edilmiştir. Tamamı orijinaldir. Kasıtlı olarak bilgileri alan kişi konu ile ilgili sorulara cevap veremez. Benzer bilgiler ile karşılaşırsanız itibar etmeyiniz. Yayınlarımızı bağlantı linki ile paylaşıp kullanabilirsiniz. Y.N.